Bir IŞİD Militanının Nijerya Tecrübesi - 3
Afrika'nın Öteki Yüzü
Arakadaşım kısa bir mesaj gönderdi. İslam'ın hakikatini bilen herkese tesir edecek ve ahirette Allah katında okuyanının aleyhine hüccet olacak bir mesajdı. Borno ormanlarının derinliklerinden gelen sitem mesajı, Cihad ve Davet İçin Ehli Sünnet Cemaati'nin (Boko Haram) hocalarının biri tarafından yazılmıştı. Diyordu ki:
"Neden biz acemlerin topraklarına hicret etmiyorsunuz. Desteğinizin tamamı Arapların topraklarına; Irak ve Şam'a gidiyor. Biz de sizin kardeşiniz. Alimlere, savaşçılara ve her konuda bize destek verecek uzmanlara ihtiyacımız var."
Yazısının bu bölümü hicret rotamı değiştirmeme ve Borno topraklarındaki Allah'a verdikleri ahde sadık kalan - öyle olduklarını umuyorum - adamların topraklarına yönelmeme neden oldu.
Söz konusu cephe hakkında pek bir bilgim yoktu. Sadece liderlerinin İslam düşmanları tarafından uluslararası çapta arandığını duymuştum. Gitmemem için nasihat edenler oldu. Bu cephe, kendisine has olan ve ana cihadi akımdan ayrı düştüğü bazı meselelerle tanınmıştı. Dost ve düşman medyadan haklarında malumat toplamaya başladım. Kendi kaynaklarından düşüncelerini araştırdım ve güvendiğim ilim ehlinden kimselere danıştım. Sonrasında, davet ve cihad hususunda bir rolüm olur ümidiyle çağrıya cevap vermeye ve bu cepheye hicret etmeye karar verdim. Kişiyi doğru yola hidayet eden şüphesizki Allah'tır.
Yolculuğum başladı; Allah'ın bana olan lütfu ve daha önceki cihad sahalarındaki tecrübelerim sayesinde nasıl yolculuk edeceğimi biliyordum. Zorluk dolu bir deniz yolculuğum oldu. Boko Haram'ın adının dahi münafıkları ve tağutları korkutmaya yettiğini farkettiğim için her adımımı dikkatli atmak zorundaydım. Ten rengim önümdeki en büyük zorluktu, ancak Allah benim için bu engellere boyun eğdirdi. Yol esnasında vahşi hayvanların yaşadığı bu toprakların nasıl yerler olduğunu düşünüyordum. Sadece ormanlardan mı oluşuyordu, yoksa dağlar ve vadiler var mıydı? Maskeli olmam gerekiyor muydu, yoksa yüzü açık olabilir miydim?
Uzaktan kıyı gözüktü... Tevhid bayrağının dalgalandığı, göğe uzanan sancağı gördüğümde gözlerime inanamadım. Yolculuk emirimiz hedefimize vardığımızı söyledi.
Canlarını Allah'a satmış adamların cihatlarıyla özgür olan ve Allah'tan başkasına boyun eğmeyen bu tertemiz topraklara adım atmak için can atıyordum. Hausaca ve Fulanice'den başka bir dil bilmeyen gençler tarafından karşılandık. Ancak onların gözlerindeki sevinci anlamam için dillerini bilmeme gerek yoktu. Her biri yanımdakilere soruyordu: "Kardeş Arap mı?"
Tağutların egemenliğinden özgür olunan ve mutlak şekilde Allah'a kulluk edilen bu topraklarda adeta her şeyin O'nu tesbih ettiğini hissediyorsun.
Kardeşler beni arabayla Gambaru beldesine götürdüler. Tabiatın güzelliği ve yapıların sadeliğinin bir arada olduğu az nüfuslu bir yerdi. İşte burada ölümden korkmayan ve yaşamaktan çok ölümü arzulayan insanlarla tanıştım. Şehadete olan iştiyakları adeta gözlerinden saçıyordu.